Pred 485 Onbirinci ders
Ben bu hafta kendimizi çok beğenmedim. Hocanın çalışmalarımızı beğeniyor olduğu görüşüne kısmen katılmakla birlikte bu hafta özellikle yaratıcılık konusunda çok vasat çalışmalar izlediğimizi düşünüyorum ve bu konuda biraz derinlemesine düşüncelerimi akataracağım.
Geçmişle ilgili bakış açımızın, yani tarih öncesi deyince hepimizin aklına benzer ve çok kısıtlı şeylerin gelmesi beni etkiledi. Beklentim neredeyse bütün grupların tarih öncesi deyince vahşice, yerde yemek yemek eylemini hayal etmesi değil, yaratıcı olmaya bu kadar müsait bir konuda çok daha çarpıcı fikirlerin performansa dönüştürülmesiydi.
Yine gelecekle ilgili de grupların yarısından fazlası robot-hizmetçileri kullanmıştı. Bir düşünür müsünüz: “Gelecek!”. Yaratıcı olmaya bundan daha müsait çok az konu vardır. Ve bizler hep aynı şeyi vurguladık.
Bence sergilenen bu fikirler bizim zihnimizde; medyayla, karikatürlerle, klasik hikayelerle oluşmuş çağrışımlardı. Bu çağrışımların ötesine geçmeliydik. Sadece bir ya da iki grup bunu başarabildi.
Add comment May 14, 2007
Sced 487 Dokuzuncu Ders
Bu haftaki çalışmamızın bence en önemli yönü çalışmanın çıkacak ürüne yaptığı katkıydı. Grupların hem iş verdikleri grupla hem de işi aldıkları grupla yaptıkları görüşmeler sonucunda bazı uzlaşmalar sağlandı. Veren taraf ne istediğini net bir şekilde açıkladı. Bir anlamda işi alan taraf da ne yapabileceğini belki de ne yapmak istediğini aktardı. Bu aktarım süreci çok verimli oldu. Kendi grubumla ilgili konuşmam gerekirse de bugünün sonunda bütün grup arkadaşlarımın kafası rahatladı ve motivasyonu arttı.
Add comment April 26, 2007
Sced 487 Sekizinci Ders
Kendimi ofisteymiş gibi hissettim. Gelen taslaklar, giden çalışmalar, onaydan geçmeyen öneriler, bitmeyen istekler, takım olarak çalışabilme sorumluluğu, yaratıcılığı kısıtlamadan yaratıcı olabilme çabası…
Bu haftaki çalışma oldukça profesyonel bir temel üzerine kurulmuştu. Alışık olduğum bu tarzı okulda yaşamak çok hoşuma gitti. Üstelik şu da çok benzerlik gösteriyordu ki, konuya zenginlik getirecek grup üyelerinin herbirinin farklı bakış açıları ve yetenekleri vardı. Mesela Kimyacılar, Fizikçiler, Matematikçiler vardı. Ofiste yazılımcılar, tasarımcılar, proje analizcileri olduğu gibi. Herkes olaya farklı bir taraftan bakıyor ve ortak bir çalışma ortaya çıkıyordu.
Müşterimiz de oldukça çetindi. Ne istediğini, nasıl istemesi gerektiğini çok iyi bilen bir müşteri. Bu tür müşteriler zevkli bir çalışma süreci sağlarlar herşey nettir, sorularınıza net yanıtlar da alırsınız ama şirketinizin sınırlarını da zorlarlar. Tam mesai yaparsınız. Çünkü sizden istenilene ulaşmak öyle kolay olmaz.
Bakalım ne olacak? Merakla bekliyorum çalışma stratejilerini ve çıkarılacak işleri…
Add comment April 19, 2007
Sced 487 Altıncı Ders
Ne üçgen, ne kare, ne diktörtgen… Ne liderle, lidersiz, ne konuşarak, ne susarak… Olmadı..
Maalesef yapamadık.. Ama denedik, o da güzeldi.. Biz Türküz ve yaşamımız, ortamımız, belki de kültürümüz bize hep köşe olmaya çalışmayı aşılamış olabilir. Merak ettiğim, bizde köşe olmaya çalışanların fazla olmasının sorun yarattığı gibi acaba başka bir kültürde de tam tersi bir sorun var olabilir mi? Mesela hiç kimsenin köşe olmaya çalışmadığı, herkesin işine gücüne baktığı, hedefleri bir şekilde farklı olmak değil de, sıradan ama güzel bir hayat olan bireylerden oluşan bir toplum var mıdır? Eğer varsa hangisi iyidir? Biraz zevksiz değil midir? Mesela Japonları biliyorum, biraz böyleler. Herkes birey olduğunu ve bir makinenin dişlisi olduğunu düşünüyor. Sivrilmeye çalışmıyor. Böyle olsa bir millet Japonlar gibi hep ileri mi gider acaba? Onu da bilmiyorum.
Ben part-time olarak bir bilişim firmasında çalışıyorum. Oyun tasarımlarıyla ilgili çalışmamız, bu sektördeki iş akışının aynısıydı. Müşteri size işin çerçevesini çizer, isteklerini sıralar, hayal ettiklerini paylaşır. Siz de onun ne istediğini doğru anlamaya özen gösterir ve sonra da bir, ya da birkaç ön çalışmayla müşteriye gidersiniz. Müşteri bu çalışmalardan birini beğendiyse seçer, yorumlarını yapar. Siz de çalışmayı bitirir, sunarsınız. Bu derste de her bir grup hem siparişi veren, hem de siparişi alan konumunda. Derste de, işte de ortak olan bir detay daha var o da siparişi veren tarafın karşı tarafın yaratıcılığını kısıtlamadan isteklerini belirtmesi.. Biz de öyle yapacağız
Add comment April 5, 2007
Pred 485 Beşinci ders
Bu hafta yaptığımız aktivite geçen haftaya göre daha zordu. Daha iyi bir kurgu, düşündüğümüzü iyi anlatacak bir anlayış gerektiriyordu. Öğretmenlikle ilgili düşündüğümde de bu noktanın ortak olduğunu görüyorum. Siz bir şey düşünebilir onu anlatmak isteyebilirsiniz. Ancak herşeyi net sunmalısınız. Eğer olması gereken netlikte sunamazsanız öğrenme sorunlu gerçekleşebilecektir. Bu sorunlu öğrenme de çoğu zaman hiç öğrenmeme durumundan daha olumsuz olmaktadır.
Doğuştan gelen yetenek ve sonradan kazanılmış beceriler tartışması aslında çok eski bir konu. Bu dengeyi değerlendirdiğimiz alan çok önemli. Mesela resim mi? heykeltraşlık mı? ayakkabı boyacılığı mı? keman mı? tiyatro mu? öğretmenlik mi? Yani tartıştığımız ve denge noktasını aradığımız alan hangisi? Bence herbiri için bu denge noktası farklı yerlerde. Mesela ayakkabı boyacılığı sonradan kusursuz yapması öğrenilebilinecek birşey olabilir, ama eğer bir insanın doğuştan yeteneği yoksa yağlı boya insan portrelerinde bir üstad olamaz. Bir insan doğuştan sanata duyarsız veya alakasız gelmez elbette. Her dalla ilgili kendisi belli bir seviyeye gelebilir. Tiyatroda örneğin; bugün biz sınıfta istisnasız hepimiz küçük çapta oyunlar oynuyoruz. Hepimiz! Bu dalla ilgili küçük örnekler şimdiden verdik bile. Ama bu konuda ustalaşmak, ilerilere gidebilmek için çalışmanın yanında bir yeteneğe de sahip olmak gerekiyor.
Add comment March 26, 2007
Pred 485 Dördüncü Ders
Farklı sanat dallarına ilgi dumuşumdur ve hep imrenmişimdir. Müzikle ucundan uğraşıyor olsam da profesyonel bir şekilde hiçbir sanat dalıyla ilişkimin olmaması beni üzmüştür. Hatta mimarsinan Üniversitesi’nin önünden geçerken de hep bu düşünceler aklıma gelir. Ama bu haftaöğretmenlik mesleğinin de sanatsal bir yönü olduğunu, birşeyler sergiliyor olmamızdan dolayı bir sahne sanatına benzediğini algılamaya başladım. Öğretmenlik yapmayı başarabilmek bir sahnede rol sergilemenin belki de küçük bir benzeri.
Sergilediğimiz oyuncuk gerçekten hem hazırlanış hem uygulanma açısından çok maceralı geçti. Bu maceralı sürecin içinde gözlemlediğim bazı ilginç doğaçlamaları aktarmak istiyorum:
> Güzellik yarışmasının kazananı açıklandığında seyircileri alkışlaması gerektiğini konuşmamıştık, sağolsun herkes
> Tam bizim performansımız sergilenirken kapı açıldı ve hoca dışarı çıkmak zorunda kaldı, dikkatler dağıldı ama oyunumuza devam ettik. “Show must go on” felsefesini doğaçlama uygulamıştık
> Cinayet anında müzik diye bir şey konuşmamıştık, o anda doğaçlama bir şekilde müzik kullandık.
Bu dersi ve yaptığımız işi her geçen gün daha çok seviyorum. İTÜ’de mühendislikte okuyan arkadaşlarıma anlatıyorum, çatlıyorlar, sinir oluyorlar. Bize bu ayrıcalığı yaşattığı için hocamıza teşekkürler.
Add comment March 19, 2007
Sced 487 üçüncü ders
Ben Pred 485 dersini de bu dönem alıyorum ve iki derste yapılan aktiviteler aynı olmamakla birlikte benzerlik gösteriyorlardı. özellikle de bu haftaya kadar çok büyük farklar yoktu. Benim ilgimi çeken nokta bu iki dersin, iki derste verilen tepkilerin, dersin atmosferinin böylesine farklı oluşu. Hocanın benzer cümlesine Pred 485 sınıfında daha fazla gülme efekti oluyor. genel bir gözlem olarak Pred 485 sınıfında öğrenci tepkileri daha belirgin bu daha sıcak bir atmosfer oluşturuyor ancak bu derste atmosfer daha soğuk. Bu durumla ilgili bazı nedenler düşündüm, paylaşmak istiyorum.
1- Derslerin içerikleri ve amaçları farklı
2- Bu farklı atmosfer oluşumu hocanın bilinçli bir tercihi olabilir.
3- Sced 487 dersinin işlendiği sınıf çok daha geniş. Öğrenciler ve hoca birbirlerinden uzaktalar.
4- Pred dersini daha çok ilköğretim, sced dersini daha çok ortaöğretim bölümleri öğrencileri alıyor. Öğrenci profilleri veya daha önceki derslerden gelen alışkanlıklar da burada etkili olabilir.
5- Sced 487 dersinde 72, pred 485 dersinde 36 öğrenci var (kaynak:derslerin sayfaları).
6- Pred 485 dersinde kız öğrenci oranı %56 iken (20/36), Sced 487 dersinde bu oran sadece %31 (22/72).
Add comment March 15, 2007
Pred 485 üçüncü ders
Bu hafta dersin genel yapısı hakkındaki görüşlerimin netleşmesi için çok önemli bir haftaydı. Anlık tepkiler, anlık fikirler ve anlık tavırlar geliştirme konusunda gelişecek olacağımızın netleştiği aktiviteler vardı. Beni bu aktivitelerde en çok etkileyen şey kısa sürede kullanılacak yaratıcılık ve bunu uygulayabilme becerisinin aynı zamanda bir takım uyumuyla birleşiyor olmasıydı. Siz hayal gücünüzü takımınızda öne geçiremiyrdunuz veya gerisinde kalamıyordunuz. Bu uyumun gelişmesi bence gerçek hayattaki başarının gelişmesi için de önemli. Çünkü kanımca gündelik yaşamımızda bir ekibin parçası olduğumuz durumlarda yaratıcılığımızın verimini içinde bulunduğumuz duruma göre ayarlamalıyız diye düşünüyorum.
Add comment March 12, 2007
Pred 485 İkinci Ders
Bu yazıda derste yaptığımız oyunları değil bir dersin bütün olarak bir insanı nasıl iyi edebileceğini yazacağım. Bu dersin benim için önemi ders adına veya eğitim bilimi adına kazandıklarımın ötesindeydi. Bu ders bana, ruhuma, psikolojime çok iyi geldi. Son aylarda yaşadığım koşuşturmacanın içinde, iş yaşamıyla okul yaşamını birarada götürme çabasının tam ortasında saplanmışken hiç bitmesin istediğim eğlenceli saatler bana çok iyi geldi. Uzun süredir bu kadar gülmemiştim. Güldüm hem de kahkalarla.. (Teşekkürler “tek birey olma” oyununda bizleri neşelendiren simultan arkadaşım)
Hem diyalog oyununa, hem teklif oyununa çok çok isteyerek, çok eğlenerek katıldım. Ders bittiğinde bir sonraki haftayı beklemeye başladım. Bu hissi küçükken lunaparktan dönüşte de yaşadığımı biliyorum. Bir tad vardır, ama damağınızda kalır. Onun gibi…
Devam edecek bir aktivitenin, bir sonraki bölümü için heves oluşturabilmek; insanların seve seve, kendiliğinden, mutlu ayaklarla gitmesini sağlamak bence güzel bir başarı. Bu dersi çok seviyorum, belki bir üniversite öğrencisinden çok bir çocuk gibi seviyorum!
Add comment March 5, 2007
SCED 487 ilk ders
Beni bu derste en çok etkileyen insanların belli ortak noktalara göre ayrıldığı aktiviteler oldu. Aslında bence buna ayrılma yerine, biraraya gelmek demek daha doğru olur. Çünkü burada özel olan ortak noktaların belirlenmesiydi. Bu aktivitenin bende yarattığı en önemli etki şu yönde oldu: Bu biraraya gelmelerden bazı sonuçlar ve nedenler bulmaya çalıştım. Yani mesela kardeş sayısı aktivitesinde neden tek çocuklu aileler az diye düşündüm. İki kardeş olanlarla üç kardeş olanların sayılarındaki yakınlık ilgimi çekti. Şehirler aktivitesi benim gerçekten çok hoşuma gitti hatta içimden bir tek tek detaylı bir analiz yapmak bile geçti. Mesela Trakya’daki arkadaşlar genelde sarışınlardı. Bunun yanında doğudaki arkadaşlar daha esmerlerdi. Bence bu aktiviteler insanların ortak yönlerini ve birbirlerinden farklı yönlerini belirlemeleri, kendilerini ve çevrelerini tekrar bir daha analiz etmeleri açısından çok güzeldi. En azından benim için böyle bir etkileri oldu..
Add comment March 1, 2007